Bizler ne öğrendiysek Peygamberimizden öğrendik.Onun getirdiği Kur'ân ile Âlemlerin Rabbi bizi kendisine muhatap aldı, bizimle konuştu. Bizim bu dünyada bir konuk olarak Âlemlerin Rabbi tarafından ağırlandığımızı o bize öğretti. Onun sevgisinden, rahmetinden müjdeleri o bize getirdi. Göklerde ve yerdeki varlıkların kendi dilleriyle anlattıklarını o bize öğretti. O bize kâinatı ve Kur'ân'ı beraberce okudu. Onu dinledik ve insan olduğumuzu anladık. Çünkü Allah bize son derece üstün yetenekler vermişti. Bu yeteneklerle kâinattaki bütün güzellikleri anlayabilir, bütün varlıkların kendi dilleriyle Allah'ı anlatışını dinleyebilirdik. Sonra da bütün kâinatın övgülerini biz kendi dilimizle Âlemlerin Rabbine sunabilirdik. İstediğimiz anda elimizi açıp Allah'a yalvarabilirdik. İstediğimiz herşeyi doğrudan doğruya Allah'tan isteyebilirdik. Allah bizi dinler, bize cevap verir, bize merhamet ederdi. Bunları öğretti Peygamberimiz bize. İnsan olmanın bütün güzelliklerini biz ondan öğrendik. Her iyiliği onda gördük, ondan öğrendik. Eğer o olmasaydı, bütün bunlardan tümüyle yoksun kalırdık. Allah kimdir, kâinat nedir, yaratılan niçin yaratılmıştır? Bunlardan haberimiz olmazdı. Niçin yaşadığımızı anlayamazdık. Nereden gelip nereye gittiğimizi bilemezdik. Allah'a şükreden bir kul olamazdık. Allah'ın ne rahmetinden haberimiz olurdu, ne sevgisinden. Yokluktan gelir, yokluğa karışıp giderdik. O geldi ve bizi yokluktan kurtardı. O geldi ve bizi Allah'ın kulluğuna yüceltti, O'na muhatap etti. Onun gelişiyle biz insan olduğumuzu anladık. Onun için, biz Peygamberimize bir değil, pekçok şey borçluyuz. Hattâ herşeyimizi borçluyuz da diyebiliriz. Bu borcumuza karşılık, gönlümüzden pek çok şey kopar. Dünyanın en güzel armağanlarını sunmak isteriz ona. Hattâ dünya bizim olsa, tutup ona armağan etmek isteriz. Biliriz ki, armağan olarak ne versek, onun bize olan iyiliğinin yanında pek küçük kalır. Geceler boyu bizim için Rabbinin huzurunda secdeye kapanıp gözyaşı döken bir Peygamberin hakkını hangi armağan ödeyebilir? Biz, gücümüzün yetmediği şeyi, gücü herşeye yetenden isteriz. Allah'a dua ederiz, "Ona rahmet et" diye. Bizim Peygambere armağanımız da işte böyle olur. Çünkü Allah'ın rahmeti, kâinattaki herşeyden daha değerlidir. Peygambere lâyık armağan da ancak Allah'ın rahmet hazinesinden verilir. Onu, bizim adımıza Âlemlerin Rabbi verir. Biz Peygamberimize rahmet duasını, "Allahım, ona salât ve selâm et" şeklinde yaparız. Bu duanın adına salât, salavât, yahut salât ve selâm denir. Salât, sözcük anlamıyla "dua" demektir. Bizim Peygambere salât etmemiz demek, onun için rahmet duası etmemiz demek olur. Allah'ın ona salât etmesi ise, ona rahmet etmesi demektir. Yüce Allah, Ahzâb Sûresinde, bize "Allah'ın ve meleklerin Peygambere salât etmekte olduğunu" bildirmiştir. Bu demektir ki, Allah, sürekli olarak Peygamberimize rahmet etmekte, onun şânını yüceltmektedir. Melekler de sürekli olarak onun için rahmet duası etmektedirler. Peygamberimize salât etmenin üç önemli sonucu vardır.
Birincisi: Biz Peygamberimiz için salât ve selâm getirdiğimiz zaman, bu ona ulaştırılır. "Bu Ahmed'in, bu Ayşe'nin, bu Hasan'ın, bu Fatma'nın selâmıdır" diye, armağanlarımız ona sunulur. Peygamberimize, bizden bir selâm, bir armağan ulaşmış olur. Peygamberimiz, Allah'ın izni ve lûtfuyla, bizim armağanımızdan haberdar olur. Ve bizim selâmımızı alır. Her salavât getirişimizde, Peygamberimizle bizim aramızda işte böyle selâmlaşmalar gelir, gider.
İkincisi: Peygamberimize gönderdiğimiz her salavâtın karşılığını biz Allah'tan alırız: Hem de on misliyle! Çünkü Peygamberimiz, "Kim bana bir salât ederse Allah ona on salât eder" buyurmuştur. (Müslim, Salât: 70.)
Üçüncüsü: Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz, kucağını açmış, bütün insanlığı Allah'ın rahmetine çağırmaktadır. Onun çağrısına cevap verenler, büyük bir nasibe erişmiş olurlar. Onun ümmeti için ettiği dualarında bir pay sahibi olurlar. Kıyamet Gününde de onun şefaatine hak kazanırlar. Her salavât, Peygamberimizin çağrısına bir cevaptır. O bizi çağırır Övülmüş Makamından: "Benim komşuluğuma gelin, Allah'ın rahmetine girin" diye. Biz de ona cevap veririz: "Geldim, ey Allah'ın Elçisi." Ne zaman onun mübarek adı anılsa, içimizde sımsıcak duygular uyanır. Ona salât eder, selâm göndeririz. O selâmımızı alır. Bizi komşuluğuna çağırır. Allah'ın rahmetine çağırır. Salâtlar, selâmlar, çağrılar, cevaplar gider gelir Peygamberle ümmeti arasında. Bir salât yetmez. Denizlerin dalgaları sayısınca deriz. Ağaçların yaprakları sayısınca deriz. Yağmurların damlaları sayısınca deriz. Kâinatın zerreleri sayısınca deriz. Allah'ın sonsuz rahmetine yönelir, öylece göndeririz salât ve selâmlarımızı. Gönüllerimizde, dillerimizde, dünyamızın semâsında onun adı yankılanır. Ezanlar onu söyler. Gönüller onu özler. Ve her salât ve selâmda, diller gönüllerin özlemini sözlere döker: "Geldim, ey Allah'ın Elçisi."