MUCİZELERİ  
0
 
     
 
 
 
 
 
 
 
     
 
Şakkı Kamer Mu'cizesi
 
 
 
 


KureyşIi müşrikler, Resül-ü Ekrem Efendimizin davasını tasdik e-den bir çok mu'cizeye şahid oldukları halde, yine de inad ve inkarlarından vazgeçip ona sadakat ellerini uzatmıyorlardı. Gördükleri her mu'cizeye bir kulp takarak nazarlarda küçük ve basit bir hadiseymiş gibi göstermek isteyerek, hem kendilerini, hem de halkı aldatma yoluna gidiyorlardı. Zaman zaman da akıllarınca Resül-ü Ekremi güç durumda bıkakmak niyetiyle kendilerince meydana gelmesini mümkün görmedikleri isteklerde bulunuyorlardı. 'Eğer, gerçekten Allah tarafından vazifelendirilmiş bir peygamber isen, şunu şunu yap, şunu şunu göster de, görelim' diyorlardı.
Bu isteklerde bulunurken maksatları iman etmek değildi. Bilakis Kainatın Efendisin güç durumda bırakmaktı. Fakat, Cenabı Hak, müşriklere karşı sevgili Resul-ünü hiç bir zaman güç durumda bırakmıyor ve hiç bir zaman muavenet ve muhafazasını! üzerinden eksik etmiyordu-
Yine bir gün Kureyş'in ileri gelenlerinden Ebü Cehil, Velid bin Muğire gibilerin de içinde bulunduğu bir grup müşrik, Peygamber Efendimize gelerek, 'Eğer sen, gerçekten söylediğin gibi Allah tarafından vazifelendirilmiş bir peygamber isen bize Ay'ı ikiye ayır. Öyle ki, yansı Ebü Kubeys Dağı, diğer yansı Kuayklan Dağı üzerin-de görülsün' dediler.
Resüli Ekrem Efendimiz, 'Şayet bunu yaparsam, îman eder misiniz' diye sordu.
Onlar, 'Evet, îman ederiz' dediler.
Davasında haklı ve doğru olduğunu göstermek için mucizeyi istemek Peygamberin vazifesidir, istenilen mucizeyi yaratan ise Cenab-ı Hak'tır.

Ay'ın bedir haliydi, yani en güzel göründüğü 14. gecesiydi Kainatın Efendisi, Allah'ın emir ve iradesi dairesinde hareket eden Ay'a şehadet parmağıyla işaret etti. Bu işareti Nebevî kafi geldi ve ay ikiye ayrıldı. Öyle ki yansı müşriklerin istedikleri gibi Ebu Kubeys Dağı üzerinde. diğer yansı ise Kuayklan Dağı üstünde iki parça ha-linde göründü,
Resül-ü Kibriya Efendimiz, orada bulunan halka, 'Şahid olunuz' Şahid olunuz!' diye seslendi.
Bu apaçık mucize karşısında da müşrikler, inad ve inkarların-dan vazgeçmediler. Üstelik, 'Bu da Ebü Kebşe'nin oğlunun bir sihridir'' diyerek asılsız bir te'vilde bulunarak kendi kendilerini aldatma ve teselli etme yoluna saptılar. Gözleri önünde cereyan e-den hadiseyi elbette inkar edemezlerdi. İnkar edemedikleri için de, çıkar yol olarak 'sihirdir' demek zorunda kalıyorlardı!

 
     
 
 

www.sonpeygamber.net